Dünya Şizofreni Derneği
ŞİZOFRENİ
Şizofreni kısaca insanın yaşadığı gerçeklikten uzaklaşarak kendine özgü bir dünya yarattığı bir durumdur. Çevresinde olup bitenleri değerlendirme biçimi, olaylara bakışı, diğer insanlarla ilişkisi hastalığın etkisi ile tekrar şekillenir.
Hepimiz uykuda eşit çeşit rüyalar görürüz. Rüyalarımızdaki dünya başka bir dünyadır. Kimi zaman üstün yeteneklerle donanmışızdır. Çocukluk yıllarımıza ya da geleceğe ait zamanın içinde buluruz kendimizi. Kimi zaman birileri ya da gerçek dışı yaratıklar peşimizdedir. Rüya dünyası hem hoş hem de kötü sürprizlerle doludur. Ama biliriz ki, rüya dünyası ayrıdır ve uyanınca gerçek dünyadayızdır. Şizofrenide ise kişi adeta gerçek dünya ile rüya dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşar. Alışılagelmiş algılama ve yorumlama biçimleri onun için yabancılaşmıştır. Daha önce değer verdiği kavramlar anlamsız hale gelirken kendi dünyasında yarattığı değerler, korkular, düşünceler ön plana çıkar.
Şizofreni çoğumuzun adını duyduğu bir hastalıktır. Bu sözcük insanları ürpertir. Şizofreni hastaları televizyonda, sinemada ve kimi zaman basında tehlikeli, şiddet kullanan ve suç işleyen insanlar olarak sunulmuştur. Yanlışlarla dolu olan bu önyargı şizofreni hastaları ile toplum arasında kalın bir duvar oluşturarak, dışlanmalarına neden olmaktadır. Bu yaklaşım nedeniyle hem şizofreni hastasının hem de ailesinin tedavi için toplumsal desteğe duyduğu gereksinim yeterince karşılanamamaktadır. Bu yazıda çalışmalardan elde edilen bilgilerin ışığında, şizofreni hastalığı ile ilgili en sık karşılaşılan soruları yanıtlayarak ve kimi yargıları tartışarak sizleri aydınlatmaya çalıştık.
HASTALIĞIN DURUMU
Dünyada ortalama her 100 kişiden biri şizofreni hastalığının pençesindedir. Bunun dünya nüfusuna oranı dikkate alındığında, 6,5 milyar insanın, 65 milyonu bu hastalığın pençesi altında yaşam savaşı vermektedir.
Ülkemizde ise, 700 bin kişinin doğrudan şizofreni teşhisiyle kayıt altına alınmış olduğu resmi kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Hastalığın farklı seviyelerde kendini belli etmesi nedeniyle herhangi bir sağlık kuruluşuna müracaat etmemiş olan gizli potansiyeli de dikkate alındığında bu sayının ne kadar ürkütücü olduğu dikkatlerden kaçmayacaktır.
Çok sayıda hastanın, hasta olduğunu bilmeden içimizde yaşam sürmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.Bu oranlara aileleri de eklersek, hastalığın etkilerinin çok büyük bir toplum kitlesini etkisi altında tuttuğu gerçeğiyle karşılaşırız.
Bu hastalığa karşı hiç kimsenin bağışıklığı olmadığı en çok ergenlik çağında ortaya çıktığı ve yaygın olarak 15–30 yaşları arasında görüldüğü tıp otoritelerince belirtilmektedir.
Davranışta belirgin sapmaların ortaya çıkmasından itibaren toplum ve bazen de aileler hastalığı ilkel ve cahil yaklaşımlarla bilim dışı yorumlarla ele almakta tedaviyi cinci hocalarda aramaktadır.
Hâlbuki bu hastalık tıbben kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. İlaç tedavisi olduğu gibi dünyadaki son araştırmalar, bu hastalığın tedavisinde ilacın tek başına yeterli olmadığı, psikoterapi ve sosyal desteğin mutlak gerekli olduğu yönündedir. Bu gerçeklerden hareketle Batı’da hastalığın tedavisinde gündüz ve yarı yol evi adıyla kurulan merkezlerde hastalar tedavi amaçlı programlarla sosyal yaşama dahil edilmekte ve üreten bir birey olarak yaşama katılmaları sağlanmaktadır. Bu uygulama hem ailelere hem de dolayısıyla topluma katkı sağlamaktadır.
*Sıkça sorulan sorular bölümüne ulaşıp daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayınız.